Zeki Müren’de bizi görüyor mu?

Sanırım yıl bin dokuz yüz yetmiş beşli yıllardı. Elektik vardı evimizde, mahallemizdeki bazı evlerde. Komşularımızdan Gocagelin teyze , Şeriban teyze ve Zeynep teyzenin evinde gaz lambası yandığını hatırlıyorum. Hepimizin en eşit insanlar olduğumuzun o yıllarda farkında değilim; evlerimizin hepsi kerpiçten ve bitişik nizam, üzüm bağlarımız, tarlalarımız yan yana, tüm komşularımızın eşek ve at arabaları vardı, bizim takatukamız.
Babamın herkes çiftçi iken memur olması bana hep gurur verirdi. Takım elbise giyer kravat takardı öğretmenlerimiz gibi.
İlk buzdolabımız teldolaptı; önünde ince tel bir perde ile çerçevelenmiş çift kapaklı üst bölüm, altta iki bölüm tahta kapaklıydı. Annem alt bölüme toz şeker, pirinç gibi satın aldığımız değerli yiyecekleri , üst bölüme ise yoğurt, katık, ve artan yemekleri koyar ve bizi tembihlerdi;
“Teldolabın kapağını açık bırakmayın, kediler girmesin”, dikkat etmeye çalışırdık ama bazen sana yağının üzerindeki çok ince çizgileri görünce anlardık gerçeği. Sana yağının kalıbı büyükse üzerini bıçakla sıyırarak paylaşırdık lokmamızı, küçükse Ali çayına gönderirdik.
Evimize ilk uzun bir radyo geldi o yıl , istasyon denilen dalgasını yuvarlak bir düğme ile bulup polis radyosunu çaldırmak mahalledeki tüm kızların en büyük zevkiydi, bir de arkası yarınlar. Yarın olmak bilmeyen.
Erkenden evi temizler, hayadı ve kapının önünü süpürür , bulaşıkları yıkar ve radyonun etrafına toplanırdık, tık çıkarmadan. Nasıl da merak ederdik yüzlerini konuşanların. Sonra plaklar geldi, yuvarlak (sonra kırkbeşlik denildiğini öğrendiğim), ilk sanatçıların resimlerini plakların üzerinde gördüm; Özay Gönlüm’ ü ve aynı gövdeye bağlanmış olan üç sazını, Bedia Akartürk’ün kızıla çalan uzun saçlarını, Emel Sayın’ın renkli gözlerini ve güzelliğini.
Sonra bir gün mahallemize ve bize ilk defa siyah beyaz schaub lorenz televizyon geldi, altında üç bölümlü formika sehpası ile uzaydan gelmiş gibiydi. Sağ üst köşede bir santim genişliğinde üç santim uzunluğunda açma düğmesi ,silindir şeklinde ses düğmesi ve alt bölümde beş tane uzunlamasına tuş hangisine basarsak TRT yazan. Arkası yarın da merak ettiğimiz insanların yüzünü görmek gibi sevinçten gözlerimiz parlıyordu. İstiklal Marşımız ile başlayan ve biten yayında ayağa kalkıyorduk .
Tüm komşuları biz mi davet ediyorduk, yoksa meraktan onlar mı geliyordu tam hatırlamıyorum ama “Kaçak” ,Kunta Kinte” diye iki diziyi hiç kaçırmadan mahalleli ile birlikte izlediğimizi hatırlıyorum.
O yıl mıydı ertesi yıl mıydı Babam;
“ Akşam televizyonda yıl başı programı varmış, gazete okumuş dairedekiler tavuğun birini kesin biz de kutlayalım “ dedi. Her yıl radyoda yeni yıl programlarını dinler ve yemekten sonra patlamış mısır, muşmula, elma, armut , termiye ne varsa evimizde yerdik. Ama yıl başında hiç tavuk kesmemiştik. Tavukları kendimiz yetiştirdiğimiz den kıyamazdık ama ilk defa yılbaşı kutlayacağız diye Anneme “biz görmeyelim kestirdiğini” diyerek itiraz etmedik.
Akşama yemekleri hazırlarken heyecandan duramadığımızı hatırlıyorum, nihayet akşam olmuş Babam gelmiş kuzineli sobamızın yanına sofra kurulmuş, Anneme özgü tavuk yahnisi olan salçalı ,parçalanarak küçük parçalara bölünen yemeği büyük bir lezzetle yerken “hangisini kestirdi acaba” diye düşünerek hem yer, hem üzülürdüm.
Sanırım dokuzdan sonra” yılbaşı özel “ adında programı izlerken önce çay, sonra meyve saatimiz başlardı . Televizyonda ilk yılbaşı programımız kimler yoktu ki; Erol Evgin, Orhan Gencebay, Neşe Karaböcek, Emel Sayın, Bedia Akartürk, Barış Manço ve en son Sanat güneşimiz Zeki Müren. Dakikalar geçmesin isterdik. Zeki Müren son şarkısını söyledikten sonra saatler on ikiyi bulunca tüm sanatçılar bir arada başlarlar dı saymaya “ on, dokuz, sekiz, yedi, altı, beş, dört, üç, iki, birr, sıfırr” İşte geldi yeni yıl.
Sonra uyumayanlara muhteşem bir Nesrin Topkapı gösterisi biraz merakla, biraz utanarak izlediğimiz.
Aradan yarım asır geçti bir daha hiç etkilemedi yeni yıl, o yıl etkilediği kadar. O yıl insanlar” Biz Zeki Müren’i görüyoruz, O da bizi görüyor mu” diye soruyordu. Şimdi mi…

4 thoughts on “Zeki Müren’de bizi görüyor mu?”

  1. Bizim hiç tel dolabımız olmadı benim hatırladığım.
    En küçüklüğümden vardı buzdolabımız..
    Herkesten, en öncesinden gelen Telefunken televizyonumuz…
    İlk şanzımanlı çamaşır makinesi de bize gelmisti hatırlıyorum, kardesimin boklu bezleri bitmek, tükenmek bilmezken..
    Ama çocukluğunu anlat deseler; varlıkta, senin yoklukta bulduğun huzura hasrettim diyebilirim.
    Kalemime sağlık dostum…

  2. Yüreğine sağlık hemşerim.Ne güzel anlatmışsın.O günleri yeniden yaşadım diyebilirim.👏👏👏

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir