SİYAH ÇAY

“Beni bu havalar mahvetti” diyor ya Orhan Veli, ne zaman yağmur yağsa geçmiş yağıyor damla damla ;
Ada çayının kokusu geliyor buram buram üç kardeşin en büyüğü olarak ortada yatıp annemin
-Hadi uyanın okula geç kalacaksınız
Sözleriyle yorganın altından çıkmamak için oyalanırken kuzineden gelen haşhaşlı gömbenin kokusu ile yataktan fırlayıp,( çeşmede suyumuz donmamış sa) ellerimiz dona dona yüzümüzü yıkayıp sofraya oturuşumuz.
Pencerede yağan karın yapışıp donmasından görünmeyen dışarısını tahmin etmemiz zor değil. Üç kardeşte ” bu gün okula gitmeyelim “ kelimesini hiç kullanmadık. Çünkü en büyük hayalimiz okuyup meslek sahibi olmaktı.
İşte alüminyum sinide kahvaltı hazır; zeytin, peynir, gömbe, ada çayı, kuzinede pişirilmiş patates. Hasta olduğu günler dışında hiç yorulmadan on yedi yıl kahvaltımızı hazırlayan annem gibi çocuklarımı büyütürken ” kahvaltısız evden çıkılmaz” cümlesini hiç kurmadan bir geleneğe dönüştürdüğümü bilmiyordum.
Çocukluğumda rahmetli ninemlerin evinde sohbet dedikleri dini toplantılarda ilk defa gördüğüm ama çocuklara artarsa içirdikleri siyah çayla tanıştım. Ada çayının sarı renginden sonra siyah çayın kırmızılığı ve tadını ilk orada sevdim, ulaşılmaz olması da cabası..
Yarım asır geçti çocuklarımız da kendi yolculuklarına başladı, kendimle baş başa sabahları çaydanlıktan çıkan buhara düşkünlüğüm bitmedi.
Burada kar yağmıyor, sular donmuyor hiç Anne, gördün ya içim rahat..

2 thoughts on “SİYAH ÇAY”

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir