Sarı Kız

Bu günlerde bizim Sarı Kız düşüyor aklıma, nasıl da dün gibi hatırlıyorum bunca yıla rağmen?
Aslın da iki yıl önce gelmişti, O gün her gün gibi kreşteki çocukları akşam servisine hazırlamak için aldığımız odada ayakkabılarını ve montlarını gidirip koridora alıyoruz sırayla. O da ne! bir anda tam önlerinde yürüyen karıncaların tek sıra halinde ilerleyişini görüyorum. En Önde Toprak var O’na yönelip “ Aaa Toprak’ cığım bak kreşimize kimler gelmiş. karınca ailesi burada, sakın basmayalım üzerine, dikkatli bir şekilde yanlarından geçelim” dediğim anda önce göz göze geldik, sonra patt diye bir ses duydum.
Gözlerimi sese çevirdiğimde yüzündeki sırıtma ifadesi ile ayağına baktığını gördüm. Karınca ailesinin sonunu hazırlayan benmişim gibi içimde bir sızı hissettim. Uyarmasam yaşarlar mıydı soruları döndü beynimde. “Toprak’a neden bunu yaptın” dediğimde hala anlamsızca sırıtıyordu.
İşte tam da o anda geldi aklıma Sarı Kızın doğduğu gece. Toprak’tan belki olsa olsa üç dört yaş yaş büyüktüm;
Hüsnün Yakaya bakan üç katlı kerpiçten yapılmış evimizin giriş katında tahtadan iki kanatlı büyük bir kapı ile açılan hayadın sağ tarafında tek kapılı ile girilen bir ahır, bir samanlık, tavuklarımızın tüneyeceği bir tünek ve bir odunluk vardı. Hayadın sol baş köşesinde tahta merdivenle bizim yaşadığımız dört oda bir salonun olduğu evimiz ve dış kapının yanından tek giriş kapısıyla üçüncü kata çıkılan amcamın evi bir arada idi.
Hayat kapımızın evden çıkarken sağ köşesinde tavukların sabah çıkıp akşam girebilecekleri bir delik hatırlıyorum. Annem akşam olunca tavukları sayar sonra kapatırdı deliği sansar girmesin diye.Buna rağmen bazı günler Annem bizim aşağıya inmemizi istemezdi bir süre. “Sansar girmiş gine gözü kör olasıca” derdi.Sonra indiğimizde tavukların tüylerinin sağda solda uçuşmasından anlardık Annemin neden görmemizi istemediğini.
Ahırdaki mandafon ineğimiz her gün çobana verilir, alan denilen yere kadar Annem bazen benim de götürmeme izin verir, akşam siyah beyaz benekleriyle göz kamaştırarak kendi gelirdi.Biz kardeşlerimle çok şaşırırdık evi nasıl buluyor diye. Yanında samanı dışarıdan küçük pencereden atılan samanlık ve onun yanında tahta ve odun parçalarından uzatılmış kümese tüneyen onlarca tavuğumuz uyku saatlerini orada geçirirlerdi .Onların da iki ayakları üzerinde düşmeden nasıl uyuduklarını merak eder dururduk. Sabah oldu mu ineğimiz çobana, tavuklarımız mahalleye yayılır ve ben Anneme ahırın ve kümesin temizliğine yardım ederdim. Özellikle ineğimiz tezeğin içinde yatmasın diye büyük çaba sarf eder, kürekle temizlerdik.
Kardeşlerim küçük olduğu için Anneme yardım etmek konuşulmadan bana düşerdi. Babam ineğimizi bir gün ziraat mühendisliğinin ahırına götürmek istedi boğaya çekeceğiz diye . Beni de yanına alarak . Demirdem çubukların olduğu bir avlu da gördüğüm en büyük inekler vardı, Babam “onlar boğa” dedi doğrusu pek anlamadım. Sonra bizim ineği bir odaya aldılar benim bahçede beklememi istedi babam. Ne kadar geçti hatırlamıyorum ineğimiz çıktı dışarıya. Babam;” aşı tutmuştur inşallah “ dedi.” Baba hasta mı ineğimiz” dedim, güldü “yok kızım iyi” dedi. Eve geldik Annem “inşallah tutmuştur herif” dedi.
Günler, haftalar birbirine benzerdi ta ki Ali çayının yanındaki kara kavağın bütün dallarının kesildiğini görünceye kadar Anneme” neden hepsini kesiyorlar yazık değil mi ağaca”dediğimde Annem” kızım bu kara kavak birkaç yılda bir dalları kesilir, gövdesi güçlenir ve yeni dallar verir” dediğinde hem çok şaşırmış hem de çok sevinmiştim. İşte o gün Annem ineğimiz çobana gitmeyecek dedi. Bu gün yarın yavrulayacak mış. O gün den sonra kaç gün bilmiyorum Annemi akşamları tahta merdivenlerde otururken buldum.
Bir gün henüz biz uyanmamış tık Annemin çığlığıyla fırladık yataktan, sabah olmamıştı daha.” Kalk İsmayıl kalk baytarı getir.” Babam apar topar giyindi koştu dışarı. Annem “siz yatın gelmeyin “ dese de ben evin büyüğüyüm nasıl dururum. İndim ahıra Annem çaresiz ineğin sırtını okşuyor.İnek yere yatmış, o da yavrusunun bir çift ayağı dışarıda bağırıyor. Ağladığım belli olmasın diye kümese koştum. Hepsi sus pus tünüyorlar. İçimden bildiğim tüm duaları okuyorum Babam baytar amcayı çabuk getirsin diye. Allahım dualarım kabul oldu baytar geldi, Hacı amcam baytar mıymış?
Annem beni aldı yukarı çıkardı. İneğimizin sesi hala kulaklarımda, çok sonra ses sustu Annem koştu, ben ardından. yerde yatan tüyleri sarı bir buzağı, annesi yalıyor. Babamın Hacı amca giderken cebine bir şey sıkıştırdığını gördüm. “hadi dışarı çıkın çok yoruldu hayvan iyi ikisi de çok şükür “ dedi. Çıktık ama ben hayattaki ahırın penceresinden bakacağım dedim ,izin verdiler.
Nasıl da şefkatle yalıyor yavrusunu ama yavru kıpırdamıyor. Anne ayağa kalktı, yaladı her yerini ve dürtüyordu başıyla korktum. Ama o da ne? Sarı kız kocaman olan gözlerini açtı yattığı yerde titredi, önce cılız olan ön ayaklarının üstüne yüklendi diz çöker gibi , nefesim duracak sandım, ne olacaktı şimdi? Annesi durmadan dürtüyordu can havliyle sıçradı ve ayağa kalktı. İlk defa gördüğüm bu mucizeye bir de hemen annesinin memesine yapışması eklendi.
Ah be Toprak Sen de görseydin bu mucizeyi basar mıydın karıncaya?

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir