Şakir ile Emine

İki öküz yan yana, kağnın önünde Emine ninem kendir bir iple önlerinde, gözlerim öküzler de, o kadar büyük ki boynuzları. Ninem orta boylu, zayıf, boncuk gibi gülen gözleri , şalvarın altında mest lastik ayakkabısı tarlaya giderken örttüğü siyah atkısıyla karşımda.
Konuşmadık, ya beni görmedi yada Deli Şakir dedikleri dedemden korkusundan geç kaldı diye önünü görmüyor. İki kanatlı kocaman tahta kapıdan çıkan öküz arabasının bulunduğu geniş ve uzun hayatta bir çeşme, samanlık ve karşılıklı iki ahır var.
Ahırın birinde inek ve öküzler bir arada diğer ahırda eşekler var. İneklerin ahırını daha çok seviyorum çünkü köşesinde doğan buzağılar için yapılmış tahta bir bölüm var doğduktan sonra annesini sürekli emmesin diye oraya koyuyor ninem. Öyle masum ki buzağı; annesi ona o annesine bakıyor, kapısını açmak annesine kavuşturmak geçiyor içimden dedem geliyor aklıma duruyorum, seviyorum sadece.
Betme denilen yem konulan oluklara saman ve yem sabah akşam verilir, altları kürekle sabah temizlenir. Kıyamayıp ineğin altındaki pislikleri temizleyip bakışlarından bana teşekkür ettiklerini düşünüp mutlu oluyorum. Yavru buzağıdan ayrılmak kolay değil.
Hayatın arkasında dikdörtgen biçiminde bir bahçe içinde kocaman bir tandır üstü dam diğer bölümün üstü açık yanları toprak duvar ile çevrili. Köşesinde kocaman bir ceviz ağacı, cevizleri hep çürük çünkü üstteki dama yapılan hela borusuz ve bu bahçede toplanıyor yapılanlar, zavallı ağaç hep pislik içinde ondan çürüktür diyorum çocuk aklımla. Ne zaman zorunda kalıp o helaya gitsem aşağısını görür çok korkardım, içinden bir şey çıkıp gelecekmiş gibi.
Gördüğüm en büyük evdi; hanayı dedikleri kocaman bir salonun ucunda bir ocak yanında pencere, helaya giden ve dama açılan bir kapı, damın korkulukları olmadığı için ne zaman çıksam içinde bir uçma korkusu. Hanayının alttan merdivenle bağladığı girişinin iki yanında iki oda biri dedemin kral dairesi izinsiz giremediğimiz diğeri bekar iki halamla buğday kepeğinden yapılmış yastıklarda yattığımız en sevdiğim oda. Karşısında aş hanı; yemek yapılan bir ocak karşıda ,kapının yanında küçük tahta bir ambar.
Odalarda keçe serili, oturup kalkınca kendimi hep koyuna benzetirdim yün olurdu giysilerim. Hanayın kenarındaki çok kullanılmayan oda amcam ve yengemin bizim evin üst katına taşınmadan önceki odalarıymış ,tek çocukları Erdoğan orada doğmuş ama ölmüş, rahmetli yengem hep üzülür anlatırdı ne güzel bir bebek olduğunu, bir daha çocukları da olmayınca hep üzülerek gitti bu dünyadan.Merak ederdim Erdoğan’ı, o evde doğup ölen Mehmet abimi, Hacer ablamı. Annem bakımsızlıktan öldü yavrularım derdi, doktor bile yokmuş. Mehmet abim ninemin babasının adı da Hacer’ kimin adı hala bilmiyorum.
Yaşasalar kime benzerlerdi? Biz doktor geldiği için mi yaşama tutunmuştuk kasabada yoksa kendi evimizde doğduğumuz için mi? Üçü o koca evde bir yere saklanmışlar gibi gelirdi.
Damda kavak ağacından çakılmış bir merdivenle çıkılan çatıya çıkmayı çok severdim, hem düşeceğim diye korkar çıkınca da zafer kazanmış kumandan gibi gururlanırdım. Toprakla sıvanmış tahta parçalarının koruduğu çatıya çinko levha çakmışlardı önceleri, sonra kiremit döşetmiş dedem.
Çatının içinde en çok kozalakları severdim, ninem beni de götürürdü eşeklerle alan dedikleri yerdeki ormana. Tavşancık denilen ince dallı odun ve kozalak yüklerdik, boyumun yettiği kadar yardım ederdim. Tahrayı saklardı ninem kesmek yasakmış, ormancılar alırmış, sağ salim eve gelince tahra baş köşeye, tavşancık ve kozalak çatıya çıkacak.
Ninem hepsini çıkarırdı korkmadan, düşecek diye korkardım güler, bana bir şey olmaz, ben alışığım der rahatlardım. O çatı var ya ninem demekti benim için .Gördüğüm en çalışkan, hiç sitem etmeyen ,dedemden bile güçlüydü çocuk aklımda.
Hiç unutmam bir gün Annem, Yengem ninemlere gittik aş hanında arapaşı yemeği yapılacakmış dedem öyle istemiş. Meraktan ölüyoruz kardeşlerimle, tavşan kesilmiş bunun için ilk defa yiyeceğiz, kokular dayanılacak gibi değil. Ama yemeğin tamamı dedeme sinide sunuluyor, bekliyoruz koca yemeği dedem bitiremez( o hep tek başına yerdi, ondan sonra ev halkı ).Tepsi bir geldi tavşan bitmiş sadece hamurdan bir parça kalmış. Boğazım düğümlendi, bir daha orada hiç yemek yemek istemedim. Ve o yemeği bir daha hiç merak etmedim.
Dedemi sonra anlatırım ninemden önce öldü, Ninem ise seksen yedi yaşına kadar kendi evinde, kendi aşını kendi yaptı.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir