Sağım Solum

Sekiz yaşındayım, siyah beyaz Schaub lorenz marka beş tuşlu televizyonumuzda her akşam İstiklal Marşımızla açılan programlar da kardeşlerimle ayaktayız. Sonra on ikiye kadar uyumamışsak Marşımızla veda ediyor, uyuyoruz her günkü gibi. O gün hariç..
Uyanıyoruz okul var mıydı hatırlamıyorum, evde bir gariplik var babam; ” sokağa çıkma yasağı var ” diyor kardeşlerimin büyüğü olarak ben bile bir şey anlamıyorum. Kıbrıs barış harekatın da savaş var diye pencerelerimize battaniyeyi neden örttüğümüzü anlamıştım oysa altı yaşımda. Meraklı gözlerle babama bakıyoruz “iyi olmuş kardeş kanı dökülmeyecek artık” diyor. Anlam veremiyorum pencereye koşuyorum Ali çayının tahta köprüsüne yakın iki asker ellerinde uzun tüfeklerle boş sokağı bekliyorlar. Çok önemli bir şey olduğu belli evdeki suskunluktan. Annem” herif bahçeyi sulayacaktım fidanlar yanar şimdi “diyor. Babam evimizin bitişiği bahçemizin tahta kapısına iniyor jandarmalar karışmıyor sonra annem, en son ben yardım etmeye iniyorum. Amcam üst kattan iniyor.
Burası köylülerin kasaba dediği küçük bir ilçe, mahallemiz toprak evlerden yan yana bitişik halde ortada taş döşemeli Ali çayına akacak şekilde meyil verilmiş bir sokağın iki yanında dokuz haneli. Ha bir tek Camboğluların evi tuğladan, Hacı amca Alamancı ondan diyorlar, zaten tüm mahalle Hacı amcanın Almanya’dan getirdiği radyoyu gördü ilk ve saçlı bebeği. Kızları hep polis radyosunu açar biz sokakta dinlerdik.
Akşam vakti gelince tarladan dönen kadınlı erkekli tüm komşular haşhaş dibeğinin dibinde oturur sohbet eder ben onlardan duydum. Sağ sol davası yüzünden insanlar birbirini vuruyormuş diyorlar. Sağ sol neydi ki vursunlar anlamıyorum. Kasabada karnımızı doyuracak kadar topraklarımız var, başka iş testicilik. Rahmetli Halil dedem yaşlanınca kerena dedikleri testi atölyesini dayıma bıraktı kocaman bir pişirme fırınıyla. Çocuğuz ya annem ne zaman götürse gözüm o kıpkırmızı çamurda. Sahi dayımlar neciydi hiç duymadım. Okumak tek kurtuluşumuzdu bunu biliyorduk en çok ta Aksu’daki öğretmen okulunu kazanmak önemliydi bitirince öğretmen olunan. Akşehir bize yarım saat yakın, sanat okuluna gidiyor büyük abiler. Oralarda çatışıyormuş diyor her şeyi bilen Kara Fatma teyze. Kasabanın ilk pansiyon işleten insanı O nasıl unuturum. Yatılı imam hatip lisesinde okumak isteyenler okulun pansiyonu dolu olunca kalmak için ev arıyor yok. Kara Fatma teyze önce kendi oturdukları katta bizim eve bitişik bir odayı kiraya veriyor sonra inekleri satınca girişteki samanlığı pansiyon yapıyor. Yıllarca buralarda okuyan abiler neciydiler diye merak ediyorum.
Bir keresinde Hayati abi, Nihat abi gibi abiler anıtın oradan geçerken bir şey olacakmış ta büyükleri görünce selam verip dağılmışlar diye duymuştum. Başka ne olmuştu acaba da sokağa çıkmamıza izin vermiyorlardı? Bildiğim babamın kıratı çok sevdiğiydi. Oysa hiç atımız olmamıştı. Amcamın evinde bıyıkları dikkat çeken kollarıyla dağı kaldıran bir adam ve bir kurt resmi asılıydı. Amcam kurt, babam at seviyor biliyorum. Bir de Kara oğlanı İsmet eniştem seviyor diyorlar. Kıbrıs’ı kurtardı diyor komşumuz Münüre teyze oğlu Davut’ da katılmış harekata.
İlk defa; beyaz takım elbisenin içine şal desenli gömlek giymiş gördüğüm bıyıkları dudağından aşağıya sarkmış Hasan hocam ve upuzun boyu, kıvırcık saçları, şimşek gibi bakışları ile çenesine doğru aşağıya uzanan bıyıkları olan Çoşkun hocam sağımda, solumda..
Ben mi ;
Biraz kırat, biraz kurt, biraz Karaoğlan, memleketimdeki gençler gibi büyüklerini görünce selam duran, memleketim gibiyim..

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir