Neden hep Eylülüm Ben?

En çok Eylülü sevdim..
Önce kara kavakların yaprakları düşer dalından, öyle güzel sararırlardı ki altına oturup başımıza düşsün isterdik. Sonra ellerimize dolu dolu alıp birbirimize atmanın çocukluğumuzun unutulmazları olacağını nereden bilebilirdik.
Neden kara kavak derlerdi , hiç bir yeri kara değilken? Ya o altın saçlarını tamamen döktüğünde vazgeçer miydi kendinden?
Yapraksız özler mi dalları, yerine tomurcuklar doğar diye bekler mi?
Ne çoktunuz Ali çayının iki yanında..
Ne kaldı aklımda güze dair başka?
Ben mi Eylüle benzerim Eylül mü bana ? Sessiz bir vaz geçiş midir birbirimize benzerliğimiz?
Tutup tutup kendini istemeden dökmek midir gökyüzünden süzülen şimşeksiz yağmurlar gibi..
Güneş gittiğinde annene sarılır gibi üstündekilere sıkı sıkı sarılıp içini ısıtmak mı eylül olmak..
Ah be Eylül, bu sabah penceremden ılık ılık girdin ya ; serçeler başka öttü uyandırdılar,neydi özledikleri?
Kara kavaklar yok buralarda bir onlar yok bilmezler selvi ile kara kavağın hikayesini;
Selvi gözü yukarda bakmaz aşağılara..
Kara kavak öyle mi ; ne kadar çok kesersen dallarını, gövdesi o kadar genişler dal verir..
Kolum kanadım kırıldıkça gövdemin direncine ne demeli?
Bir de suya, sele meydan okur tutunur sıkı sıkı toprağına söküp atamaz , bir tek dayanamadığı fırtına .. Zamansız esip geçen; her gelişinde bir parçası giden..
Neden hep Eylülüm ben?

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir