Lütfiye ile Hasan’ın hikayesi

Okumayı gazeteden yapılmış kese kağıtlarında sevdim, hiç görmediğim bir yerin veya bizim gibi giyinmemiş insanlarla ilgili haberleri okumaya çalışırken devamı olmayan haberi hayal etmek en büyük zevkimdi seksenli yıllar da . Anadolu’nun küçük bir ilçesi daha doğrusu yöre halkının kasaba dediği yerde farklılıkları fark etmek zor değildi benim için.
Cumhuriyeti benimsemiş vatansever insanlar milli ve dini değerlerini yaşatırken giysilerin hep birbirine benzediği çocukluğumda sadece kadın öğretmenler şalvar giymiyordu. Doğrusu bunu çok sevdim ve kaderimi değiştirmenin tek yolunun okumak olduğunu anlamıştım.
O yıllarda öğretmen olacağımı bilmiyordum ama üniversite sınavı beni öğretmenliğe taşıdı, ben de artık yöresel kıyafetler değil etek ceket giyecektim.
Atanmak için beklerken halk eğitim merkezinde açık kahverengi tonlarında eteği, küçük pötikare deseni olan eteğinin biraz koyusu ceketi, başında alnındaki saçları hafif görünen çenesinin altına bağlanmış eşarbıyla gördüm O’nu. Altın rengi gözlük çerçeveleri , camı ışığın durumuna göre renk değiştiren ,güldüğünde hemen dikkat çeken ön dişleri altın renginde parlıyordu.
Dışardan gelin gelmiş diyorlardı O’na oysa bizim orada herkes aynı yerden kız alır kız verirdi , O nasıl olmuştu da gelin gelmişti tarihine inat bu küçük ilçenin;
“Her şey Hasan’ın abisinin Kadınhanı’nın tam ortasında kaza yapıp tutuklanmasıyla başladı” diyerek anlatmaya başladığı sevgi dolu hikayesini;
Kullandığı kamyonun tutuklanacağı bir kazaya neden olacağında habersiz geçti direksiyona ekmek parası için. Zaten ellili yıllarda başka kaç araç vardı ki yollarda kaza yapacağı gelsin aklına. Önüne aniden çıkan bir çocuğu görmediğinde karardı dünyası, ne olduğunu anlamadan jandarma takmıştı bileklerine kelepçeyi.
Haber saldılar Doğanhisar’a oğlunun tutuklu olduğunu öğrenen belediye başkanı Salim bey soluğu Kadınhanı’n da aldı. Ne de olsa yabancı bir yerde tanıdık kim var diye düşündü aklına kadim dostu Doğanhisar’da yıllarca öğretmenlik yapan Hulusi bey geldi, sordu soruşturdu buldu eski dostunu. Buyur etti evine Hulusi bey . Salim bey rahatsız etmek istemese de dostunun ısrarına dayanamayıp gitti evlerine soluklanmaya. Bir taraftan büyük oğlu için ne yapılırı konuşurken bir yandan ev halkının misafirperverliği ve görgüsü çekti dikkatini. Daha on yedisin de var yok bir genç kız ikram etti kahveleri” dünyalar güzeli bir hanımefendi, nasıl da görmüş geçirmiş “diye baktı alıcı gözüyle. Aklında kaza yapan oğlunu hapisten kurtarmak varken şimdi neler oluyordu?
Resmi işlemlerin tamamlanması için iki gün sonra tekrar gelecek olan Salim bey dostu Hulusi beye veda ederken;
“Hulusi Karabük demir çelikte çalışan oğluma haber salacağım birlikte geleceğiz hayırlı bir iş için” diyerek emrivaki yaptığının farkındaydı. Hulusi bey Doğanhisar’ın reisi en saygın insanı Salim beyin yeğeni Lütfiye’ye oğlu için talip olmasından duyduğu mutluluğu başını memnun olmuş ifadesiyle sallayarak karşılık verdi.
Lütfiye hiç tanımadığı Hasan’ın görücüye geleceği haberini alınca bir heyecan sardı içini ve tatlı bir telaş evlerinde.
Hasan’a telgrafla ulaştı haber ‘Abin kaza yaptı Kadınhanı’nda hapiste ilk otobüsle oraya gel, Baban’
Hasan canından çok sevdiği abisine bir an evvel ulaşmanın telaşı ile düştü yollara Babası karşıladı terminalde sarıldılar baba oğul. Salim bey Hasan’ın omuzundan tutup;
“Oğlum Abin iyi çok şükür, bu gün salacaklar ben seni hayırlı bir iş için çağırdım “ dediğinde Hasan Babasının kendisine ilk defa böyle bir şey söylediğinin şaşkınlığını yaşadı.
“Hulusi beyi bilirsin Abinin öğretmeniydi abin kaza yapınca buldum onu misafir etti evlerinde Yeğeni Lütfiye pek münasip bir eş olur sana şimdi görücüye gideceğiz ” Hasan babasının münasip gördüğü Lütfiye’yi merak etmeden edemedi yol boyu oysa Abisi için geldiğini sanıyordu.
Beyaza boyanmış ahşap evin tahta merdivenlerini çıkarken babasının ardından Hulusi beyin samimi kucaklaması yeni bir ailenin habercisiydi sanki. Buyur ettikleri odanın hasır yastıklarının üzerine nakışla işlenmiş örtüsüne takıldı gözü . İki dostun sohbetini izlerken sabırsızlanıyordu Hasan Lütfiye’yi görünce ne hissedecek diye.
Kapı aralandı elindeki tepsiye bakarak içeri giren Lütfiye biraz utanmış biraz da merakla göz ucuyla baktı Hasan’a kahveleri ikram ederken, ”O anda bir sıcaklık yayıldı içime” diyecekti yıllar sonra.
Hasan üstü başı çok düzgün yakışıklı olduğunun farkında olarak Lütfiye’nin bakışlarındaki hissiyatla hiç konuşmadan uygun der gibi baktı babasına. O gün yazdı işte kader bir kaza ile Lütfiye İle Hasan’ın hikayesini.
Yumurta yendi önce sonra yüzük takıldı ama Hasan’ı Almanya’ya gönderecekti fabrika geleceği parlaktı gitti de Lütfiye’sine doyamadan. Lütfiye ile nikah kıyıp götürmek istiyordu . Lütfiye de istiyordu ama Annesi “ben gurbete kız vermem alacaksa kızımı dönsün memleketine “diyerek gösterdi tek yolu. Hasan dile kolay iki yıl sonra döndü Lütfiye’ne kavuşmak için tüm geleceğini Almanya’da bırakıp İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünde memurluğa başladı.
Sonra mı? Dillere destan bir düğün ile Doğanhisar’ın Lütfiye gelinini getirdi ailesine; örnek bir evlat, örnek bir eş, mükemmel bir baba oldu iki evladına. Kırk dört yaşında beyaz atlara binip gitti o çok sevip saydığı Salim babasına..

6 thoughts on “Lütfiye ile Hasan’ın hikayesi”

  1. mukemmel olmuş okurken sanki radyoda arkası yarın dinliyormuşum gibi geldi inan seslendirilurse radyoda bir ay boyuncavdinlenebilecek bir hikaye

  2. Teşekkürler Emine yaşanmışlıkları ve anıları nede güzel anlatmışsın sayende bizlerde anı kaldı

  3. Emine hocam çok teşekkür ederim. Hikayeyi zevkle okudum ve okurken de heycanladim çok güzel yazmış ve anlatmışsınız. Fakat bir şey dikkatimi çekti sizin. odalarda kız verildiği zaman yumurtami yenir adettenmi, bizde helva veya tatlı yenir. Neyse çok güzel olmuş elinize ve kaleminize sağlık
    Selamlar

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir