Kordünya

Kor gibi bir taş üşmüş olmalı dünyaya evler tuzla buz olmuş herkes sokakta. Kaç yıldır uyuyan prenses miydim nedir bu sokakların hali? Evden bir koşu yürüyüp geleceğim diye çıktım; Köşedeki lüks restoran ne ara kapanmış şaşkın şaşkın bakarken, mahallenin en ünlü dondurmacısının kasap olduğunu cama yapıştırdıkları kocaman boğa resminden anladım. Önündeki parkeleri cilalamışlar mis gibi kokuyor da gözüm dondurmacı halinde, şimdi burada oturup dondurma yerken sakatat ta neyin nesi . Daha dün gibi hatırlıyorum üstadın kitaplarını imzaladığı kafeyi, bir gece de nasıl da gidip yerine şok şok şok açılmış , önünde indirime giren çocuk kitaplığı 79 tl sudan ucuz.
Mahallenin sol tarafına dönüyorum ne güzel spor yaptığını camdan göstere göstere koşan kadın ve erkeklerin olduğu salon olmamış mı Carrefoursa; “korada balık hem taze hem ucuzmuş” diyorlar. Görevli “Abla bitti balık memlekette hamsi bile yok, ilk hamsi daha geçen hafta geldi “ diye dert yanıyor.
Yok bunaldım artık ırmak kenarına yürüyeyim ama sorguna denize doğru olsun bu kadar şok yeter. Yetmezmiş, Zindan diyorlar ya eskiden oradaki salaş kafede tek başıma oturur ırmağı izlerdim, kafe kapalı da bu insanlar ne; çim adamlar, çim kadınlar ve çim çocuklar gibi sıkı sıkı tutunmuşlar çimlere, hatta iki adam kaleye bayrak asmaya çıkmış gibi en tepeye kurulmuşlar. Gözlüklerimi çıkarıp ovuşturuyorum. Sol tarafım mavi nurdan ırmak yaz olsun kış olsun teknelerden suyu zor görüp bir tekneden bangır bangır” angaranın bağları” çalarken diğer tekne” kum gibi kum gibi” ile cevap verir bir diğerinde “lambada” olmasa da adını bilmediğim müziklerle köpükten direkler. Allahtan çevre yolu köprüsünü geçemiyor da çoluk çocuk görmüyordu. Hepsi azar yemiş çocuklar gibi kıyıda uslu uslu bakıyor. Kasalarla malzeme taşıdıkları rıhtımlarına oturmuş bir kız bir oğlan sarılmışlar , üç kız çekirdek çitliyor, dört delikanlı sigara tüttürüyor.
Adımlarımı hızlandırıyorum bu insan kalabalığını geçeyim diyor zindanın köşesinden ileriye yöneliyorum ki kendimi neredeyse ırmağa atmamak için korkuluklara yapışıyorum. Bisikletli de benim gibi insanlardan mı kaçıyor az kalsın ırmağa dalacaktık. Derin bir nefes alıyorum bisikletlinin yerinde yeller esiyor.
Yürüyorum o da ne İstanbul’ un bebek semti sanki bütün ünlüler karşımda bir kahve için bir Pazar parası vermeyi tercih edenler niye burada? Kafam karışıyor, bir de bu açılıp kapanan ne çok sandalye var paraşütle inmiş gibi; ben başkalarının yalancısıyım içecek alınabiliyormuş ta oturmak yasak ya hayır olsun diye oralara sandalye bırakmışlar mucitlik bu olsa gerek. Arif Susam vardı seksenlerde kasetlerinde;” Ahmet beylerde buradaymışlar, Ayşe hanımlar da aman efendim hoş geldiniz” misali yok yok sandalye kafede. Artık gözümü dikip bakıyorum ne yiyorlar ne içiyorlar merak işte; eskiden deniz kenarına gider bira kutusunu gazeteye sarardık bunlar miller içiyor ve dört şişe boşalmış toplayan yok. Maske zorunlu ya burada mola vermiş maskeler çene altına ve kola şöyle bir yaslanmış kolay değil burunla dudak arasında sıkışıp kalmak.
Tamam ileride insan azalıyor nefes alacağım yok artık taksi kafeler kafa kafaya vermiş kimseler duymasın müzik yok, duymuyorlar. Ha bire bagajlar açılıp kapanıyor hazine arıyor gibi. Yok yok kor düşmemeliydi dünyaya diyorum. Dört kırk beşte nefes nefese uyandığım rüyam mı bu?
Dönüyorum aynı yolu kimseye bakmadan yürümek için kendimle iddiaya giriyorum, göğe bakarak eve geri dönüyorum evin köşesine dönerken çarli çaplini göremeyince telaşlanıyor yürüyorum nasıl da severim çocukluğumun sessiz kahramanına ne olmuş böyle? Beyaz bir branda ile kapatmışlar her yerini, bir köşeden başını uzatıp gülüyor kor dünyanın haline.”Allahım ne olur burası kasap olmasın” diyerek kendi duama amin diyorum.
Evliya Çelebi gibi bir merak uyandı bende görmek istiyorum Kordünyanın hallerini, göreyim göreyim de ne oldu ne bitti iki satır mektupla bir şişenin içine koyup salayım suya, az gitsin uz gitsin bulsun okusun Dünyalılar.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir