Kadın Ne Zaman Büyür

Her şey 2014 ün 27 Aralığında aklıma düşen “ya O da giderse” sorusuyla başladı, içimde yanan bir ateşe dönüştü.
Zamansız çalan telefonlardan hep korkmuşumdur o gün de sabahın erken saatinde hem de bir Pazar günü çalmıştı telefonumuz, Ali babamın hastanede yoğun bakımda olduğunu haber vermişti Abim. Eşimle nasıl hazırlandık, nasıl yola çıktık bilmiyorum, kızımızı evde mi bıraktık bir arkadaşımıza mı hatırlamıyorum. Tek hatırladığım petrolde depoyu doldurup, tekerleklerin lastiğini şişirdiğimiz. Ağızını bıçak açmıyor derler ya ikimizin de ağzından tek kelime çıkmadı yolculuk boyunca, aklımdan film şeridi gibi geçerken anılarımız.
Yolculuğumuz hastanede bitti ikimizin de tek isteği Babamızı görmek, bilgi almaktı. Yattığı yoğun bakım ünitesinin önünde ben bekledim eşim Annesini almak için eve gitti, tam da bu sırada getirdiler Ali Babamı ; sedyede uzanmış, gözleri kapalı, o yaşa rağmen hala griye çalan saçları, bembeyaz teninin omuzları görünürken geçti önümden, sanki elli yaşlarına geri dönmüş gülümsüyordu,” baba, baba duyuyor musun beni ?, dayan baba dayan iyileşeceksin” diyebildim koridordan götürürlerken. Son görüşüm olacakmış meğer.
Aklıma Annem düştü “ya bir daha göremezsem” kaygısı .
Dönmedi Ali Babam, seksen dört yılını ve bizleri geride bırakıp. Orhan babamı atmış iki yaşında kalp krizinden kaybettiğimizde cenazesi öncesi okunan selayı ilk kez duyuyor muşum gibi hala kulaklarımda. Şimdi ikiniz de gittiniz ya; Makbule annem genç sayılır ya Annem, Annem de giderse telaşı yaktı yüreğimi.
Anneme söyleyemedim Ali babamın gittiğini, çünkü her gidenle “ kimseler kalmadı benden başka” dedikçe hissettiği acıyı yaşasın istemedim. Döner dönmez evimize İstanbul’a, kardeşimin evinde kalan Annemi ziyarete kızımı da alıp gittim sürpriz yapmak istedim. Nasıl da mutlu oldu bizi görünce;“ Vili guzumm” diyerek sarıldı ikimize de.
Babamın gittiği gün kızım bir yaşını yeni doldurmuştu, çok şükür onu gördü ama Arda ‘yı, Şüheda’ yı görmeden gitti. Annem hiç hissettirmedi babasızlığı beşimize de, kol kanat gerdi, her bayramda, her tatilden dönüşte arkamızdan tasla su döktü hiç bıkmadan.
Derin bir nefes çektim onu sağlıklı görünce, son zamanlarda biraz unutuyordu bazı şeyleri ama olsun bu kadarı yeterdi dile kolay seksene bir kalmıştı. Lokantada yemek yemeyi ne çok severdi ardından hesabı kendisinin ödemesini, hiç parası bitmezdi , yine yemek yedirdi bize üstüne tatlı parayı verirken kesesinde daha ne kadar var diye hep merak ettirir hiç söylemezdi. Sadece” goyup giden nur içinde yatsın” diye babama dua ederdi. Kaldığımız son akşam kardeşimin komşusu ile okey kurduk çocuklarla ters ters baktı, oyunu kısa kestik, hoşlanmıyordu işte zorla değil ya…
Sabah ayrılırken sıkı sıkı sarıldık, dua ede ede yolcu etti bizi, İzmir’e gidecektik oradan bir arkadaşımla Tire’ deki kardeşime . Varınca arayıp konuştuk Çok şükür dedim iyi, kaldık birkaç gün nasıl bir misafirperverlik öyle arkadaşım ve oğlu çok şaşırdı. Öyleydi kardeşim yemeden içmeden çıkamazsınız evinden. Güzel anlar çabuk geçer derler ya şubat tatili çabuk bitti, vedalaşıp kardeşim ve ailesiyle. bindik Antalya otobüsüne sabah altı gibi Antalya otogarına indik ki yine zamansız bir telefon geldi , arayan İstanbul’daki eniştemdi.
“ Abla dün gece Annem beyin kanaması geçirdi, hastaneye kaldırdık ” dediğinde karardı dünyam, iyi ki diyorum içimden iyi ki gittik ya gitmeden olsaydı affetmezdim kendimi”
Manavgat’a gelmeden uçak biletimi almıştım, çantamı hazırlayıp hemen döndüm İstanbul’a. Hizmet hastanesinin yoğun bakımında gördüğümde bize zahmet verdi diye üzülüyordu biraz anlatıyordu derdini çok sevindim. Ama öyle değilmiş, geçirdiği beyin kanaması konuşma ve yemek yeme fonksiyonlarını etkilemiş. Ambulanstaki görevliler oradan oraya yoğun bakımlarda yer yok diye dolaştırırlarken bir kadın doktorun Hizmet hastanesini arayıp yer bulması ile yatırabilmişler , biraz daha erken getirseler beyin kanamasını durdurabilirlermiş. Ellerinden geleni yapacaklarmış. İlk günlerdeki umudumuz zaman geçtikçe kaygıya, kaygımız çaresizliğe dönüştü. İndiğimiz durağın yanındaki pastanede oturan insanlar başka bir dünyada yaşıyor gibi uzak geliyordu artık bize.
Hizmet hastanesinden çıkarmamızı istedi doktorları artık yapabilecekleri bir şey yokmuş, günlerce yoğun bakımı olan hastane aradık hatta bir hatırlı bulup Esenyurt devlet hastanesinin baş hekimi ile bile görüştük bize,
“ atmış beş yaş üzerine yer yok benim de annem felç birini bulup baktırıyorum” deyip gönderdi. Allah’ ım nasıl bir çaresizlik bu, nefes borusunu açtılar makineye bağlı yaşıyor evde nasıl bakılır ki? Bakım evlerine gördükten sonra asla oraya bırakamayız, Balıklı Rum hastanesi epikrizine bakıp kabul ederiz dediler çok sevindik ama götürdüğümüzde yoğun bakım ünitelerinin yeterli olmadığını söyleyip kabul etmediler, Annemin bakışları gözümden gitmiyor.” Anne daha iyi bir hastane bulduk seni oraya götüreceğiz” dedim başını salladı. Eniştem Esenyurt’ ta özel bir hastane bulmuştu son anda . Ambulansta sadece ben varım babamın selası gibi ambulansın siren sesi yol boyunca kazındı ruhuma.
Çok şükür kardeşimle yakın da bu hastane. Manavgat’a döndüm.
Bir gariplik vardı gözlerimde , yazları okuyamıyor, görüntüler kayıyor, doktora gitmem lazım ama vaktim yok. Aylardır saçımı kestirememiştim bu arada kestireyim dedim kesim yapılırken kuaförüm; “hocam saç diplerinizi gördünüz mü?” diye sordu, “hayır dedim, ne olmuş?” “ demir para büyüklüğünde birkaç yerde saçlarınız tamamen dökülmüş, bir doktora gitseniz iyi olur” dediğin de gözüm de geldi aklıma, “teşekkür ederim giderim” diyerek ayrıldım.
Çalan telefonlardan boşuna korkmuyorum yine İstanbul’dan ,bu kez hastaneden gelen telefonla sarsıldım. Uçak biletini geceye bulabildik. İnişe geçerken pencere kenarındaki koltuğumda,
“Işıklarına bulutların içinden bakarken İstanbul’a,
Son görüşümüzmüş umutla bakan gözlerini,
Bu son veda…
‘Yeşil ördek gibi daldın göllere, sen düşürdün beni dilden dillere’
Diye başlayan türkünüzün kavuşmasında Babama selam söyle”
Yazdım not defterime.
Üç kız kardeş hastanenin koridorlarında buluştuk. Annemin hiç sevemediği İstanbul’dan memleketteki aile kabristanına götürmek için Abim de geldi Almanya’dan. Son kez baktık orada yüzüne, teşekkür ettik gözyaşları süzülürken gözlerimizde.
İşte tam da o gün başladı uykusuzluklarım, sancılarım, iki kat yaşlanmışlıklarım. Saçıma saçkıran teşhisi ve tedavisi verildi de gözümde ne olduğunu bulmak aylar sürdü, Göz doktorları ile beyin cerrahlarının arasında artık iyileşemeyeceğime inandırdım kendimi ta ki o güne kadar. Çok başarılı bir göz doktorundan randevu almış sıramı beklerken bekleme salonundaki objeler bir müzeyi andırdı ve tek tek incelerken zamanın nasıl geçtiğini anlamadan “sıranız geldi” diye seslendi Hamide hanım.
İçerisi karanlık sadece doktorun masasında cılız yanan bir sarı lamba , çok nostaljik bir masa ve ona uyumlu karşısında iki koltuk. ”buyurun oturun” dedi,
“ama siz ağlıyorsunuz, iyi misiniz” diye sordum.
“Annem diye devam etti, çok özlüyorum, hiç aklımdan çıkmıyor, her gün kabrine gidiyorum, bir türlü inanamıyorum” diye devam etti. Bir de baktım ki karşılıklı aynı süreçte kaybettiğimiz annelerimizi konuşuyoruz. Gönülden gönüle açılan anne penceresinden girdik, çıkmak istemedik.
O gün değil ama birkaç ay sonra bir yıl önceye göre gözlerimin birinde yüzde seksen diğerinde yüzde elliye varan görme kaybına travmatik katarak teşhisi ile acil ameliyata yönlendirdi.
Artık yaşamda hiç zamanımın kalmadığını, bir çırpıda yarım asrın nasıl bittiğini düşünmekten başka bir şey düşünemez oldum . Sanki milat gibi bir şey olmuştu ; eski ben gitmişti de şimdiki kimdi? Aslında çokta güzel bir yaşam denebilirdi benimkisine; bu tedirginlik, bu ölüm kaygısı da niye diye günlerce sordum kendime, işimi ve sosyal ilişkilerimi yoluna koymak için uğraşsam da yapamıyordum.
İyi de Annemle gittim nasıl diyecektim, bildiklerim gitti, gücüm gitti, dayanağım gitti nasıl diyecektim, oysa ben değil miydim büyürken Annemi eleştiren, ben onun gibi olmayacağım diyen? Allah var O da beni hep babama benzetirdi, ama öyle değilmiş işte tıpkı Sen olmuşum da gidince mi anladım ?
Geç değil mi bunu anlamak için, büyümem için gitmen mi gerekti?

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir