Halı bankası

Kırmızı bir Isparta halısı on metrekarelik salonumuzun zeminindeki devetüyü renkli halıfleksin üzerine açılmıştı tam ortaya. Halı o güne kadar gördüğüm en büyük halıydı, kırmızı lacivert desenlerle bezenmiş beyaza yakın iplerle geçişleri yapılmış olağan üstü güzel gelirdi bana tek tek incelerdim desenlerini. Değerinden olsa gerek toprak evimizin salonu temiz olsun diye babam zeminini çimento ile sıvamıştı.
Evimizin bütün kapıları bu salona açılırdı; Oturma odası ve kardeşlerimle yattığımız odanın ara kapıları da birbirine açılınca yaramazlık yaptığımızda Annem bizleri süpürge ile kovaladığında odadan odaya kaçarak salona tekrar gelir ve hiç te yakalanmazdık, zaten annemin de siniri bu kovalamacada geçer ve salondaki kırmızı halının üzerine serilirdik.
Annem yine de pes etmez “akşam babanız gelince bir bir anlatacağım yaptıklarınızı” diye tehdit etmeyi de ihmal etmezdi. Üç kız kardeş babamın gece kahveden geleceği saatten daha erken yatağa çekilir uyumaz babamın ne diyeceğine kulak verirdik. Babama annem tüm günün özetini anlatır kızmasını beklerdi ,Babam” hanım çocuk onlar” der gülerdi. Bizler de huzur içinde uykuya dalardık.
Bahar gelip te tarla işleri başlayınca annem sabah ezanıyla tarlaya giderdi bizlere o kırmızı halının üzerinde yer sofrasında hazırladığı sinideki ada çaylı kahvaltıları hazırlamak şimdi bize düşerdi, evimizdeki tek koşul kahvaltısız evden çıkılmayacak ve sofraya babam gelmeden yemeğe başlanmayacaktı.
O günlerde anneler sadece tarlada çalışırdı, mesaileri mart ile başlar ekim gibi sona ererdi. İşte bu günlerde Salı günleri pazardan babam portakal limon gibi dışardan gelenleri alırken annem de köylü pazarından yoğurt ve tereyağı alırdı. ”Erken gitmek lazım Kemerlilerin yoğurdu kalmıyor” der günün ağarmasıyla giderdi pazara. Evimizin en mutlu günü salıydı pazardan gelen yiyecekler akşam o kırmızı halının üzerine serilen sofra bezinin üzerindeki sinide bir hafta boyunca yenilirdi ama ilk gün bambaşka olurdu.
Sabah kardeşlerimle uyanıp iş bölümü yapar evimizi temizlerdik, bazı günler bitiremezsek öğle arası eve yemeğe geldiğimizde devam ederdik. Sarı kazık süpürgeyle salonu süpürürken halının altını da süpürürdük işte o anda halı bankası çıkardı karşımıza; halının balkona bakan sol köşesini kaldırınca en çok demir iki buçuk liralar olurdu ve kağıt beş liralar dümdüz açılmış. Süpürür aynı şekilde yerine koyardık. Babam şoför olduğu için evde olmadığında mağdur olmayalım diye bıraktığı paraları annem o kırmızı halının altına koyardı. Okuldan para isterlerse oradan alır götürürdük, hiç birimiz ihtiyacı olandan fazlasını almazdı. Orada para azalınca anlamını bilir ve ona göre davranırdık.
Çocukluğumda bana en değerli gelen eşyamız işte bu kırmızı halı idi. Üniversiteye gittiğimde mi yoksa öğretmen olduğumda mı tam hatırlamıyorum bir tatilde eve döndüğümde göremedim o halıyı yerine iki parça kahverengine yakın beni boğuyor gibi hissettiren iki parça makine halısı açmıştı, Annem .” Eskici geldi mahalleye bizim eski halıya iki yeni halı verdi” diye anlattı kırmızı Isparta halısını sattığını. İşte o gün anlamalıydım asılın yerini taklitleriyle değiştirecekleri bir çağın başlayacağını. Üzülmedim değil o günlerde ; halının değerini ben de bilip söyleyemedim diye.
Şimdi biliyorum, ondan mıdır kızım hep” Anne evimiz müze gibi” diyor. Eskinin eski olmadığını anlatmak mı istiyorum içten içe?

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir