Habiş

“Ablaa” diyen sesi duyduğumda evimizin neresindeydim, ne yapıyordum hatırlamıyorum. Tek hatırladığım mahallemizin birbirine yapışık ahşap evlerinin ortasına taş döşenmiş sokağın başındaki çeşmenin yanında oynayan çocuklar ve Ali çayının üzerindeki tahta köprüyü geçince taç gibi duran Hüsnünün yakadaki yeşillikler ve çam ağaçlarıydı.
İki kanatlı hayat kapımızı can havliyle açıp gelen sese doğru Camboğluların evinin önünde O’ nu gördüğümde diğer çocukların nasıl da kaçtıklarına inanamamıştım!
Tek isteğim “ Ablaa “ diye seslenen kardeşimin başına bir şey mi geldi diye yetişmekti. Niye kaçtı mahalledeki çocuklar diye düşünürken kardeşimin bana hayran hayran ve kurtarıcısıymışım gibi bakışının etkisinde yarım asır kalacağımın farkında bile değildim.
Habiş o günden sonra ne zaman mahallede oynamaya çıksa hiç “Ablaa” diye bağırmadı, hiçte gerek kalmadı , sanki çocuklarla gizli bir dokunulmazlık anlaşması imzalamıştık.
Doğrusu hoşuma da gitmedi değildi. İlk defa işe yaramak tam da aradığım şey miydi ?
Sonra O çok rahat etti bense kendimi kahraman hissetmenin tadını yaşadım. İstemeyerek te olsa…
Sonra büyüdü Habiş Annemin kahramanı oldu ; en iyi ev işlerini O yapıyor, yufkayı delmeden O açıyor, rahmetli Habbe yenge en çok Onu seviyordu. Yaşça büyük olmama rağmen bunları yapamadığımı anladığım o günlerde O saygıda kusur etmedi. Bana hep evde “ ne yapmamızı istiyorsun?” diyen gözlerle baktı en küçük kardeşimi de yanına alıp. İstemsizce onlara evdeki iş bölümünü verirken ben de işin ucundan tutuyordum kıyamayıp.
Üniversiteye bırakıp gittiğim de Habiş orta okulda, en küçüğümüz ilk okuldaydı. Zaman su gibi akıyor derler ya tam da öyle oldu, iki yılda öğretmen olup atanmıştım Bingöl Genç’e Sümerbank tan pembe panter pijaması dediğim penye üç takım pijama alarak şubat tatilinde memlekete gelmiş nasılda poz verip fotoğraf çektirmiştik.
Şimdi düşünüyorum da ya sen “abla “ demeseydin o pijamaları yine de alır mıydım?
Evlenip memlekete geldiğimde acelen varmış gibi eniştenin arkadaşının evlenme teklifine;
“ O mühendis, evlenip iyi bir hayat kuracağım ” diyerek bu gün yaptıklarını gerçekten hissetmiş miydin?
Yoksa makus talihimizi değiştirmek miydi isteğin?
Sen kaderini ne kadar yazmak istedin bilmiyorum ama altı şubat senin doğum günün, çok düşündüm Sana nasıl bir hediye verebilirim diye?
Girdim hediye sepetim, çiçek sepetim sitelerine bulamadım.
Doğrusu o gün hissettiğim kahramanlık duygusu yıllar boyu canımı çok yaktı, Senin verdiğin hissi aramak yarım asrımı aldı.
Sana söylemek isterim ki ben kahraman değilim, yaşamımda ilk defa biri benden yardım istedi ve ben O’ nu çok sevdim, mutlu ol iki gözüm, nice nice yıllara…

2 thoughts on “Habiş”

  1. Yaşamdan kesitler ve güzel bir öykü.Habibe hangi duygularla okudu ve neler hissetti bu içli öyküye merak ettim.Çok güzel ve dokunaksı bu öyküyü anlatış ve yazım biçimin çok hoşuma gitti.Konunun içinde olmamama rağmen inan ki okurken aktardığın coğrafi tasvir gözümde canlandı,kendimi çayın üstüne kurulmuş köprüdeymişim gibi hissettim.Tebrikler sevgili kardeşim Emine.

    1. Hüdaverdi Abiciğim yazma yolunda ilerlemek istiyorum Habibe benim de yaşantıma şekil veren bir insan okuduğunda çok mutlu olduğunu ve gözyaşları içinde okuduğunu söyledi, kalıcı bir hediye olsun istedim.Çok teşekkür ederim yorumuna.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir