Coranalı Masallar Gençlere

Bir varmış, bir yokmuş evvel zaman içinde kalbur saman içinde beş bin yıllık dünya tarihinin taaa Bin dokuz yüz altmış ve bin dokuz yüz yetmiş yıllarında verimli mi verimli, güzel mi güzel adına Anadolu denilen topraklarda telefonun, televizyonun, bilgisayarın, uçağın ve hatta elektriğin ne olduğunu bilmeyen binlerce kız ve erkek çocuğu doğmuş.
Bu çocukların topraktan yapılmış evleri varmış , hayat denilen kocaman kapılarla girilirmiş bu evlere; giriş katında, inekler, eşekler, atlar, koyun ve keçiler onların arasında tavuk ve horozlar bazı evlerde ördek ve kazlar bile yaşarmış.
Çocuklar tavanında ağaç yuvalamaların arasından geçen hasırların olduğu tavanlar, kırmızı topraktan tabanlar, tahtadan pencere ve kapıların olduğu üst katta; kardeşleri, anne ve babaları, nine ve dedeleriyle hatta bazılarının evlerinde evlenmemiş amcaları, teyzeleri, halaları ve dayıları ile birlikte yaşarlarmış.
Korku nedir bilmezmiş bu çocuklar onun için hayat kapısının arkasında vurgu denilen kilidi takmadan mışıl mışıl uyurlarmış.
Sabah uyandıklarında ovmaç denilen un çorbasını çok severlermiş, akşama kendi yetiştirdikleri fasulye, nohut, patates, patlıcan, pırasa ne varsa pişen yemeklere aş derlermiş, mutfağa da aş hanı.
Aş hanında topraktan bir ocak ve üstüne kaz ayağı denilen üçgen demirin üzerine her yeri simsiyah olan kaplarda pişen yemekleri , yere serilen yaygı adında bir sofra bezi sererler tahtadan yuvarlak olarak yapılmış sofra denilen yemek masasına otururlarmış sandalyesiz . O zamanlarda kaşıklar da ağaçtanmış. Bazı kaşıklar o kadar büyükmüş ki çocukların ağzına sığmazmış.
İşte develer tellal iken pireler berber iken bu çocuklar gaz lambası denilen ışıkta yemek yedikten sonra en sevdikleri masalları dinlerlermiş ninelerinden dedelerinden; masal desek te gerçekmiş anlattıkları :
Bir Kurtuluş savaşı vermişler yedi düvele karşı; Yemen’e , Trablusgarp’a , Balkanlar’ a gidip te dönmeyen nice yiğitler olmuş ,, bebelerini hiç görmemiş oğulları , yârini vatan için emanet etmiş ana babalarına .Vatan sağ olsun deyip acılarını içine gömmüşler gömmesine de düşman durmamış şimdi de yüz yıllardır yurt bildikleri Anadolu’ ya göz dikmişler.
Durur mu analar, babalar verirler mi vatanlarını düşmana?
Duymuşlar ki Mavi gözlü bir dev “ Ya İstiklal Ya Ölüm” diyerek 16 Mayıs 1919 da Samsun’ dan yakmış özgürlük ateşini . Bir olmuşlar Türkü, Kürdü, Lazı, Çerkezi , daha niceleri. Bebeler ölmüş kağnılarda ; analar,” bir daha çocuk sahibi olabilirim ama vatan sahibi olamam” diyerek koşmuşlar cepheye. On beşlik gençler bile gözlerini kırpmadan feda etmişler canlarını vatan için.
Doğudan batıya ,kuzeyden güneye canlarını feda ederek savunmuşlar vatanlarını, geriye kahramanlık destanlarını anlata anlata bitiremeyen ninelerini ve dedelerini küçücük bir çocuk olarak bırakıp gitmişler beyaz atlara binip.
O Mavi Gözlü Dev var ya; Çocukları çok sevmiş, gençlere kurtardıkları vatanlarını emanet etmiş. Ondan mıdır Ninelerinin ve dedelerinin ilk hatırladıkları Cumhuriyet bayramında kağnılarla halkın önünden gururla geçerken arkadan gelen traktörlerin ihtişamlı duruşlarını unutamayışları.
Şimdi o beyaz atlara binip giden masal kahramanları yokmuş artık ama mıh gibi yüreklerine kazıdıkları Atatürk sevgisi kalmış bu günün ninelerinde ve dedelerinde .
Gururla hatırlamışlar 19 Mayıslarda, stadyumlarda kırmızı beyaz kule olup en yukarıdaki arkadaşlarını dimdik taşırlarken omuzlarında göğsünden çıkardığı şanlı bayrağın ve cumhuriyetin yılmaz bekçileri olduklarını.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir