Burada geceler uzun

O gün diğer günlerden farklı değildi ta ki akşam saat sekiz buçuğa doğru çalışma odamda elimdeki kitabı okumakla okuyamamak arasında kıvranırken çalan telefondaki konuşmaya kadar.
Tek hatırladığım” Anne hemen gelebilir misin” , sözleriydi. Nasıl bir can havliyle kalkıp giyindim , eşimin desteği ile çantama neler koydum farkında bile değildim. Eşim” benzin al yeterli olmayabilir” diye uyardı kapıdan çıkarken. Arabaya binip gecenin karanlığında belki de ilk defa yolculuk yapacaktım. Kontağı çevirip hareket edince özellikle kollarım ve bacaklarım istemsiz hareket ediyorlar gibiydiler. Zihnim ya geç kalırsam düşüncesiyle altüst olurken kırmızı ışıklarda susuyordu sadece.
Navigasyonun araç değil de yürüme ayarında olduğunun farkına varamamam biraz telaşlandırsa da ulaştım nihayet. Oğlumun kapıda beni gördüğündeki bakışları ile ” neredeler ” soruma
” yukardalar” cevabıyla dubleksin üst katına koşar adımlarla çıktım. Koridorun ışığı açık yatak odasının kapalı olduğu ortamda yatakta yedi aylık bebeği ile ateşler içinde yatan annesini görmek gözlerimden yaşların süzülmesine neden olsa da hemen ilk yardım için ateşlerini ölçerek başladım desteğe. Soğuk pansumanlar, odanın ısısı, örtülerin üzerlerinden alınıp ince bir pike ile değiştirerek gece iki saatte bir ateş ölçmek için yan odada sabahlamam sonuç verdi ertesi gün biraz da olsa normale dönebildiler. O anda tek hissettiğim annelik duygusuydu.
Üç gün üç gece benzer şekilde geçmişti ki bir telefon geldi;
” Emine hanım eğer dönebilirseniz pazartesi Kırkkavak’ ta taş ocağı yapılmasına karşı köylüye destek vermek için orada olacağız ” .Telefonu kapattığımda tek dileğim çocuklarımın sağlıklı olması ve kovit testimin negatif çıkmasıydı. Öyle de oldu. Vedalaşmanın uzun zamandır bu kadar bana dokunduğunu hatırlamıyorum ama görevimi başarı ile yapmış olmanın rahatlığı mıydı bilmiyorum dönüş yolunda kollarım ve bacaklarım titremiyordu.
21 Şubat 2022 saat 11:00 da yapılacak basın açıklamasına yetişmek için büyük bir telaş başladı organize olmak için. Birbirini çok az tanıyan yada hiç tanımayan on on beş insan aynı araçtaydık. Beşkonak’ ta rafting yapmıştım orayı biliyordum ama Kıkkavak oradan neredeyse bir saate yakın daha uzaktı. Yolların bozukluğuna aldırmadan bu bölgedeki ormanların Ülkenin en büyük yangınından
kurtulabildiğine şükretmekle geçti.
Neredeyse bir dağın tüm etrafını çevirdiği köye elli metreyi aşan genişlikte dere yatağının üzerine kurulmuş köprüden geçerek ulaştık. Caminin yanına kurulan üstü kapalı alana sandalyeler dizilmiş , caminin duvarının dibine masalar kurulmuş ama insanlar ayakta gelenleri selamlıyor. Hep televizyonda gördüğüm eylemlerin tam da içinde olduğumu hissettim. Belediye başkanı, parti temsilcileri, muhtarlar, işçi temsilcileri ve köy halkı bir arada sanki yıllardır birbirlerini çok özlemişler gibi kucaklaştılar. Konuşmalar başladı. Elinde çay tepsisi bir genç çay dağıtırken bana da getirdi, tabağı olmayan bardağı avucumun içine alarak hem içimi hem avuçlarımı ısıtmaya çalıştım. Yanımda köylü bir kadının yedi sekiz yaşlarındaki oğlu şaşkınlıkla etrafı izliyordu ki sesler yükseldi, bıçkın gibi iki genç
” biz iş makinalarının önüne atarken kendimizi muhtar neredeydi” diye hesap sordular. Köylüler başlarını katıldıklarını belirten şekilde sallayıp alkışladılar.” Taş ocağı istemiyoruz bu dağın bir tarafı Kırkkavak ,bir tarafı Düzağaç evlerimiz bu dağın iki yamacında , suyumuz , toprağımızı hep bir bizim, bırakmayız” diye haykırdı eski muhtar. Başkan diğer muhtarlara da söz verdiğinde orta boylu , üzerinde kumaş ceketi ve pantolonu olan oldukça saygılı ,bir o kadar da kendinden emin bir muhtar söz aldı;
” Burada gündüzler uzun, geceler daha uzun, bir olacaksınız , siz bir olursanız kimse köylüden daha güçlü değildir, kuracaksınız çadırı nöbet tutacaksınız , burada geceler uzun” dediğinde bir alkış tufanıdır ki ortalık bayram yerine döndü. Kadınlar, bizim kadınlarımız omuz omuza erkekleri ve çocuklarıyla” Taş ocağı istemiyoruz ” diye haykırdı hep bir ağızdan. Bir dolmuşun bile kalkmadığı köyün yamacına kurulmuş evlerinin değerini hiç bir şeye değişmeyen, sularına, toprağına sahip çıkan milletin efendilerini görmenin gururunu hissederken dönüş yolunda zihnimden geçen kahramanım ” burada geceler uzun ” diyen muhtardı hiç kuşkusuz. Kazanacağız suyumuzu, toprağımızı, köyümüzü and olsun…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir