Bir Çamaşır Yıkama Hikayesi

Her şey o çamaşır yıkadığımız gün başladı ; evimizin yanındaki toprak damın altındaki tandırın üzerine kazan koymuş ve suyu ısıtmıştı Annem.
Yattığım odaya gelmişti haşhaş saplarının kokusu ama yataktan kalmak istemedim, oysa bu koku her hafta sonu çamaşır yıkama günümüzün habercisiydi. Yarı uykulu indim tandıra ,Annem kollarını dirseklerine kadar sıvamış, şalvarını ayakları görünecek kadar ıslanmasın diye yukarı çekmiş ve beyaz baş örtüsünü kulaklarını açıkta bırakacak şekilde bağlamış olarak karşıladı beni.
Evimizin duvarına yapışık bir metre genişliğinde kasabayı sulayan kanalın yanındaki iki alüminyum leğen yine bizi bekliyordu, anneminki büyük benimki biraz daha küçük.
-İçine kil koydum beyazlar için, biraz kaynasın başlarız
dedi Annem, sabahın ışıkları yeni aydınlatırken gölcük sokağı. O yıl ilk okul beşinci sınıfta olduğuma göre birinci sınıfta başladığım çamaşır yıkama görevime bir de çamaşırları durulama eklenmişti. Önce beyazları yıkayıp onun suyuna renklileri yıkıyorduk. Beyazlar bitince iki kulplu çamaşır selesine koydu Annem;
-Kızım beyaz çamaşırları fıkıdıkların evin önündeki kanalda durula orası temizdir, dikkat et çamaşırları akıtma
diyerek verdi görevimi.
Taşımakta zorlansam da Anneme yardım etmek , onun yükünü hafifletmek isteğim daha ağır basar, ellerimizin buz tuttuğu kış günlerinde çocuk halimle ikimize de acımadan edemezdim.
Başımı örtmeyi sevmesem de çamaşır yıkadığımız ve yufka yaptığımız günlerde tülbent bağlamadan annem iş yapmama izin vermezdi.
Tülbentimi bağlayıp , çatal don değimiz pijamaya benzer bir alt ve üzerine yine kollarımı sıvadığım bir buluz ile yüz metre ilerdeki kanalın yanına koydum sepeti, duruladıklarımı koymak için bir leğen daha alıp geldim. Önce iç çamaşırları durulanacak sonra çarşaflar. İki kez durulamam gerekiyor, çok şükür kaçırmadım durularken, şimdi sıra ikinci durulama da derken o da ne!
Su bulandı, başımı kaldırıp baktım kanalın içinde biri var yüzüyor. bir kaç metre ilerde yüzen çocuğun yanına gidip;
-Görmüyor musun çamaşır duruluyorum çık sudan
diyorum
-Bana ne çıkmayacağım
diyerek yüzmeye devam ediyor. Bir kez daha söylüyorum cevap aynı.
Annem geliyor aklıma her hafta yaz kış demeden tandırdaki kazanı yakarak temiz olalım diye yıkadığı çamaşırlara verdiği emeğe kimse saygısızlık edemez. Son kez hayır cevabını alınca sadece iç donu ile yüzen oğlanı kollarından tutup çıkarıyorum sudan , ağlayarak gidiyor dere özündeki evlerine.
Su durulunca işimi bitirip sepeti anneme teslim ediyorum . Boyum yetişmediği için evimizin önünde gerili olan ipe çamaşırları ben veriyorum anneme seriyor. Atletler boy sırasına göre serilecek, donlar görülmeyecek şekilde arkadaki ipe, sonra çarşaflar. Allahtan renklileri yıkadığımız yerde durulamama izin veriyor. Akşam olmada bitirdik çok şükür.
Yer sofrasında yiyeceğimiz akşam yemeğinin hazırlığını yapıyoruz, sofra bezini açıyorum kuzineli odaya kapı çalıyor koşuyorum, annem arkamdan geliyor. Hayat kapısını açıyorum karşımda O ve Annesi .Beni görünce Annesinin ardına saklanıyor ama yüzünde bir gariplik var, Annesi bana hiç bakmıyor, Anneme;
-Lutfiye aba kızın oğlumu ne hale getirmiş, bak gör burnunu kıracakmış az daha!
deyip oğlunu önüne çekiyor. Burnunda ve sağ yanağında kızarıklık var sanki burnu kanamış gibi.
Annem:
-Emine ne oldu?
Diye soruyor. Şaşkınlıktan donakalıyorum, kollarından tutup çıkardığımı hatırlıyorum ama vurduğumu hiç hatırlamıyorum, gözlerim yerde;
-Ama Anne çık dedim çıkmadı kaç kere, bulanık suda durulayamazdım çamaşırlarımızı ben de zorla çıkardım.
Annem:
-Kusura bakmayın bilmiyordum ,doktora götürelim isterseniz.
Dediğinde hissettiğim şey mahcubiyetti ama içimden geçen” Annemin emeğine kimsenin saygısızlık edemeyeceği idi”.
-Yok Lufiye aba bi da yapmasın, galın sağlıcakla
diyerek örterken kapıyı, Annem:
-Gidin sağlıcakla
dedi. Annemin ardından merdivenleri çıkıp mutfakta yüzüne baktım, kızacak mıydı, Allahtan onların yanında azarlamadı.
Yüzüme öyle bir baktı ki “seninle gurur duydum” der gibi miydi, yoksa ben mi öyle olmasını istemiştim ?
Pazartesi okul vakti; bana göre dünyanın en güzel ilkokulu olan Hisar ilkokuluna yürüyerek gidiyorum her zamanki gibi. Çok büyük ve güzel bir bahçesi var, demir kapıdan bahçeye girdiğimde üzerimde beyaz yakalı siyah önlüğüm, onun üzerine büyüdüğümü belli etmesin diye giydiğim kırçıllı yeşil süveterim, önlüğümün altında pantolonum , ilikli lastik ayakkabılarım ve saçım her zamanki gibi başımın üstünde bağlı, bayramlarda beyaz kurdele taktığım halimle çok mutluyum.
Bahçe de okuldaki herkes bana doğru geliyor arkadaşlarım etrafımı sarıyor,
-Kızım doğru mu anlatılanlar?
-Ne anlatıldı ki, ne doğrumu?
-… ‘ın burnunu kırmışsın , dövmüşsün.
Kıpkırmızı olan yüzüm, bavul gibi olan açık mavi çantamı tutan elimin ve sesimin titreyişi ile;
-Ama annemin yıkadığı çamaşırları kirletecekti, sudan çıkmadı
Diyebildim. Ooo diyerek dağıldılar. O günden sonra bir lakabım oldu istemeden…
“Erkek Emine”

2 thoughts on “Bir Çamaşır Yıkama Hikayesi”

  1. Çok güzel…yeni kuşaklara kalacak bir köy yaşantısı..yazmak ölümsüzleştirecek..bir belge gibi..yüreğine sağlık…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir