Ben hiç çocuk olmadım ki

Korona lı bir güne daha uyandım, gece karabasan gibi defalarca uyuyup uyanarak. Yan odada bıraktığım telefonumun alarmı çaldı da duymadım mı endişesini kaç gündür, kaç aydır, kaç yıldır yaşıyorum ki bedenimi zihnimin çalar saatine ayarlamışım. Dün 06:45 bu gün 6: 50..
Sessizliğin hakim olduğu bu saatte tek kuşlar uyanmış telaş içindeler, ne konuşurlar bu kadar? Konuşmaktan yorgun kıskanıyor muyum sizi? Sonra susuyorlar nedense ; işe gitmişler gibi, akşama buluşmak dileğiyle, yok yok sabaha demeliyim.
Şimdi neden takıldım konuşmaya buharı tüten çayın henüz demlenmemiş olduğunu fark ederken, yoksa çocukluğumdaki gibi kırıldığımda konuşmak isteyişim den mi ? Konuşmanın bir mutluluk belirtisi olduğuna mı inandırmıştım kendimi? Susmakta korkuyor muydum?
Solundaki duvarda projeksiyon gibi olduğumu söyleyen öğretmenimin hediye ettiği saate takıldı gözüm, bir fil tutuyordu bakır saati..” ince bir iple ayağından bağlı bir fil gibiyim” dediğim yılların geçtiğini biliyordum peki bu file neden diktim gözlerimi? Ne yüklüyorum yine simgelere?
Sanki içimde zaman zaman huy değiştiren hırçın bir çocuk var gibi. Uyuyamadım ya ondandır diyorum, ”yok yok “diyor sırıtarak “hadi itiraf et”.. git başımdan der gibi ayağa kalkıp bir çay daha dolduruyorum. Gözüm filde.. ”Don Kişot’ u düşünüyorsun değil mi ?” susmuyor bir türlü sahi düşünüyor muyum?
Ben diyorum; ilk Gandi’yi , Mevlana’yı, sonra Yunus’u örnek aldım şimdi Don Kişot olabilir miyim?
Gülüyor yine işte.. Ah be çocuk bir bilsen? Değer ne demek, emek ne demek, sevgi ne demek, ahde vefa ne demek? Gülme öyle her bir zerreme…
Ben hiç çocuk olmadım ki neden güldüğünü nereden bileyim..

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir