Balkon

Bu günlerde en çok istediğim ağaçları gören bir balkon çok mu şey istiyorum çocukluğumu düşündüğüm de;
Uykum hep hafif oldu oldum olası insan yattığı odadan evin yanındaki kanalın suyuna uyanır mı ? Ben uyanırdım ezan okunmadan , duymamak için kafama yorganı çeksem de uykuya dalınca başımdan kayıyor olmalı ki serçelerin sesine uyanırdım sonra, acele bir yere yetişeceklermiş gibi durmadan ötüşmelerine Türkçe sözler yazardım yatakta; İş bölümü yapıyorlardı bence kimler hangi bölgeye gidip yuvaları için yiyecek bulacak, kimler yuvayı bekleyecek bunları yaparken yaramaz oğlanların sapanlarına hedef olmamak için hangi taktikler uygulanacak?
Sonra Annemin“ hadi geç kalacaksınız okula” diye seslenmesiyle son bulan konuşmaları.
Yetmişli yılların sonlarına doğru çocukluğumun en güzel evi bizim evimizdi bence ; kerpiçten yapılmış üç katın orta katında oldukça büyük bir salon onun iki tarafında dört oda neredeyse aynı büyüklükte, yatak odası hariç üç odada dışarıyı gören tahtadan yapılmış, oturup dışarıyı izleyebileceğimiz pencerelere genellikle çiçekler konulurdu, yer bulabilirsek otururduk kardeşlerimle. Ama bizim için en önemli yer evimizin bir metre genişliğinde iki metre ya var ya yok uzunluğundaki balkonumuzdu.
O yıllarda neredeyse kimsenin balkonu yoktu, genellikle dam denilen kenarlarında korkuluğu olmayan teneke çiçekler konularak veya çalı çırpı ile güvenli hale getirilen açık alanlar ya da köşk denilen penceresi olan kapalı evin içindeki bölümler vardı. Balkonumuz küçük olmasına rağmen demirden yapılmış süslü bir korkulukla güvenli hale getirilmişti. Alt zemini çimento ile sıvanmış ve bir de delik açılmış yıkadığımızda oradan aksın su diye . Balkonumuzun iki yanındaki duvara çamaşırlarımızı asalım diye ip bağlanmıştı, haliyle kasabanın gözümde canlanan ilk balkonu buydu işte.
Yaz gelip te havalar ısındığında oraya bir kilim açar üzerine bir sofra bezi, sonra yaptığımız kısırı siniye koyarak yemek en büyük keyfimizdi . Annem ile birlikte üç kardeş zor da olsa sığabiliyorduk .Sadece bazı zamanlar uç kısma oturduğumda balkonun yıkılıp aşağıdaki kanala düşeceğim diye korktuğumu hatırlıyorum.
Balkonumuzun hemen bitişiğindeki bahçemizin duvarı ile yan yana olan Ali çayının yanındaki kara kavaklardan ve salkım söğütlerden yolu göremezdik kış gelip te yaprakları dökülene kadar.
Son bahara kadar serçelerin eviydi o ağaçlar sabah bıraktığım konuşmalarını akşam tekrar duymak istesem de duyamazdım ertesi sabaha kadar. Bir gün mahallenin çocuklarının sapanla onları avlamaya çıkacağını gördüğümde koşup hepsine haber verdim elime geçirdiğim tahta parçalarını ağaçlara atarak kaçsın kurtulsunlar diye. İçten içe bana teşekkür ettiklerini düşünürken mahallenin oğlanlarının bana bu kadar kızacaklarını hiç düşünmedim. Minicik o yavruları nasıl da acımadan yiyebilirlerdi ki !
Şimdi nereden mi aklıma geldi bütün bunlar; korona lı günler başlayalı bir yılı geçti, serçeler geri geldi ve üstelik uzak akrabalarını da alıp getirmişler her sabah duyuyorum. Hiç duymadığım dillerde selamlıyorlar sabahı koşup balkona çıkıyorum içime çekiyorum çocukluğumu , görüyorlar beni biliyorum.
Şimdi hayalim işte o balkon…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir