ANNEM İLE BABAMIN HİKAYESİ

Lütfiye Narinç YORGANCIOĞLU AKDEMİR
Doğum :1936 Doğanhisar /KONYA Ölüm : 2015 Beylikdüzü/İSTANBUL
Annesi: Melek -Babası: Halil
Kardeşleri:
Taci -Ömer-Adike -Ayşe -Fatma
İsmail Orhan AKDEMİR Doğum: 1935 Doğanhisar / KONYA Ölüm: 1999 Doğanhisar / KONYA
Annesi: Emine -Babası: Hulisi Şakir
Kardeşleri:
Enver -Şükriye -Fatma -Raziye
Annem ve Babamın hikayesini Annemden dinledim, nedense Babamla konuşmak önceleri aklıma gelmedi sonra ise Babamın erken ölümü yarım bıraktı dinlediklerimi.
Beş sınıfın bir arada okuduğu ilkokulda kesişmiş ilk yolları; aynı sınıfta okumuşlar, annemin dersleri babamdan daha iyiymiş ancak annesi ev işlerini yapsın diye okula göndermeyince sınıfta kalmaması için o yıllarda muhtar olan dedemin ricasıyla geçirmişler öyle mezun olmuş. Diplomalarının bu güne kadar gelip bende olması çok değerli. Annem okuldaki en çok etkilendiği olayı şöyle anlatmıştı;
Erkek öğretmen her gün “şimdi uyuma saati “diyerek uyumaları istiyormuş, bir gün uyumayıp gözlerini yavaşça açıp baktığında kadın öğretmeni öptüğünü görmüş ve bu olayı kimseye söyleyememiş, kadın öğretmen dünyalar güzeliymiş.
Kim bilir ne kadar etkilendi ki hafızasına kazınmış.
Annemin babası muhtar ve sözü geçen bir insan. Mesleği testici ve çiftçilik. Yanında çırakları var ,Babamı dedemin yanına çırak verir babası. Harman sonu buğday geliyor hayat denilen giriş katına , elli kiloluk terliz çuvallarla ambara yukarı kata taşıyacaklar, babam sırtına alamıyor düşürüyor. Onu gören annem “ben taşırım” deyip sırtlanıp çıkıyor çuvalı, babam öyle bir bakıyor ki ardından, sonraki günler gözleri hep annemi arıyor.
Evlenme zamanı gelip te babama “seni evlendireceğiz” dediklerinde çırak olarak girdiği evin güçlü ve güzel kızı annemi ister. İki aile de münasip görür annem on dört babam on beş yaşında olmasına aldırmadan evlendirirler. Kayınvalide ve kayınbabayla aynı evde uzun yıllar yaşayıp yedi yıl çocuklarının olmadığını, yedi yıldan sonra Mehmet abim ve Hacer ablamı hastalık ve doktor olmayışından kaybettiklerini anlatırken hep üzülürdü.
Sonrasında biz beş çocuk:
Meliha -Vecdi Şakir -Emine -Habibe-Rukiye
Hep Annemi anlattım gibi oldu ama annemden çok fazla anı dinledim Babam bir anı anlatmış mıydı düşünüyorum hatırlayamıyorum. Sadece çok şık giyinmeyi seven yatma dışında kravatını çıkarmayan , arabasını bile tamir ederken takım elbiseyle arabanın altına yatan, Salı günleri pazardan aldığı yiyeceklerle (borç bile alsa pazara çıkmadığı hiç olmadı) evimizi bayram yerine çeviren, takatukasına ve kır denilen elma bahçesine düşkünlüğünü çok iyi biliyorum.
Ben kendimi bildim bileli Ali çayının yanındaki kendi evimizde yaşadık. Annemle babamın hiç kavga ettiğine tanık olmadım sadece babamın sofraya su konulmasına karşı özel bir isteği vardı; bir akşam yemeğinde yer sofrasında su konulmadı diye sofrayı devirip kalktığını hatırlıyorum. Gerçekten sorun su muydu yoksa başka bir durum mu vardı hiç bilmedim ama o günden sonra suya düşman oldum. Hiç kimse benden su istesin istemedim.
Çocukken annemin ve babamın hep yaşayacağını düşünürdüm evimiz bir aile ortamıydı bir fiske bile yemediğimiz. Babam bizim için güvenin timsaliydi, annem şikayet etse de “benim çocuklarım ne yapacağını bilir” diyerek hem nasıl davranmamız gerektiği konusunu düşündürür hem de sevildiğimizi hissettirirdi.
Babam 1999 da kalp krizinden vefat ettiğinde Emine ninemin oğlunun acısına döktüğü gözyaşları en çok etkilendiğim an olmuştu. Kucağımda bir yaşındaki kızım Deniz ‘i göğsüme yaslayıp gözlerimden yaşlar süzülürken, ninemin acısını hissetmek dayanılmazdı.
Annem 2015 yılında beyin felci geçirip altı ay yoğun bakımda yaşayıp 1 temmuz da vefat ettiğinde artık ben eski ben değildim. Saçımda para büyüklüğünde birkaç yerinden dökülen saçlarım bir yıl öncesine göre yüzde seksen bir gözüm yüzde elli diğer gözümdeki görme kaybı ile artık büyümek zorunda kalan bir kadın olmuştum.
Düşünüyorum da evimize taşındıktan sonra doğan ben ilk okula başlamadan mutfağın penceresinden abimin ekmek almaya gittiği sabah geliyor mu diye hala çerçevesi olmayan mutfak penceresinden düşüp aylarca görme kaybı yaşamışım, ondan mıdır İlk okula başlayana kadar hiçbir şey hatırlamadığım ? Anne ve babama pişmiş tavuğun başına gelmeyecek macera ve acılar yaşattığımda bir kez bile suçlamadılar. Ben kimi, nasıl suçlayabilirim ki?
Şimdi niye mi annemle babamın hikayesini yazıyorum; yaşamak denilen şey hepimize biçilen bir ömür , yaşatmak ise kalanların isteği, istiyorum yaşatmayı yaşadığım sürece…

8 thoughts on “ANNEM İLE BABAMIN HİKAYESİ”

  1. Kelimelerin sözcüklerin bittiği yer. Anne ve baba asla dünyada yeri dolmayacak canlarımız. O dönemlerde çok zorluklar çekip bizi bu yaşa getirmiş birgün bile isyan etmemiş yüce insanlar ve o dönemin zorlukları… Şimdiki zamana bakıyorum anne ve babaya ne saygısı var ne sevgisi nesil nereye gidiyor? Anne ve babanızın ve sizin yaşadıklarımızdan çok etkilendim hocam Allah rahmet eylesin mekanları cennet olsun geriye sizin gibi yüe gönüllü, yardım sever, güler yüzlü, karşıdaki kişiyi bakışlarından tanıyan…. İyiki varsınız ÖĞRETMENİM 😘

    1. Gülcancığım içten duyguların için çok teşekkür ederim, eminim bizleri büyüten atalarımızdan bir parça vardır bizlerde çocuklarımızın bir gün sevgi ve saygıyla yad edeceği.

  2. Canım arkadaşım yüreğine kalemine sağlık fuygularını yine su gibi ifade etmişsin kalemin o kadar akıcı ve güzelki içine girdim hikayenin gerçekten iyiki tanımışım dediğim çok az insandan birisin çok şanslıyım tanıdığım için seni Anneciğinin Babacığının mekanı cennet olsun inşallah ne mutlu onlara senin hibi bir evlatları var yürekten kutluyorum çok öpüyorum ❤️

    1. Zerrin hocam sayfamda Senin yorumlarını görünce çocuklar gibi mutlu oluyorum, çünkü gönül gözüyle gördüğünü biliyorum.Ben de Seni tanımaktan ve sevmekten çok mutluyum.

  3. İnan hep aynı samimi gerçek duygular içerisindeyim, o kadar güzel kaleme almıssın ki eline emeğine sağlık.
    Sağolasın

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir