Ankara

Ankara’ya ilk kez rahmetli Babamla gittim; o zamanki adı yeterlilik sınavı olan sınavı kazanmış ve benim atanmak üzere istenilen evrakları tamamlayarak Milli Eğitim Bakanlığına elden teslim etmem gerekiyordu. İlk kez görecektim , nasıl hayal etmiştim tam hatırlamıyorum ama Kızılay caddesini gördüğümde şimdiye kadar hiç hissetmediğim bir gururu yaşadığımı hatırlıyorum.
Sağa sola bakarak yürümekten Babamın arkada kaldığını fark etmemiştim ki Babamın;
-Kızım ardından atlı mı kovalıyor
Deyişi ile durup gülümsedim, nasıl kovalamasın ki öğretmen olmama dakikalar kalmıştı. Bin dokuz yüz seksen yedinin aralık ayında aklımda kalan yol kenarlarına düşen sarı yapraklardı. Bir de Babamın bakanlıkta herkesi tanıyor gibi rahat iletişim kurabilmesiydi.
Aradan uzun yıllar geçti Babam o beyaz atlara binip gitti dönülmez akşamın ufkuna , biz geldik Manavgat’a. Okul Müdürüm Gönül hanım yine bir bakanlık ziyareti için Ankara’ya gitmeyi teklif ettiğinde gözümde canlandı o anlar o gün bu gündür görmemiştim .
Ankara’ya yine bir sonbaharda gitmek kısmet olmuştu, Tapu Kadastro Genel Müdürlüğünün misafir hanesinde ayırttığımız odada kalırken uyandığımda pencereden baktığımda düşen yaprakları hiç şikayet etmeden ahenkle süpüren görevli hafızamda hala. Bakanlığa ikinci kez gittiğimizde çok da bir şey değişmemişti binada. İşimiz bitince Gönül Hanım;
-Seni bir yere götüreceğim akşam yemek için çok seveceksin
Dediğinde çocuk gibi heyecanlandığımı hatırlıyorum. Sakarya caddesinde bir pasajdı gittiğimiz. Her kattan ayrı ayrı müzik sesleri geliyordu. Doğrusu ilk defa görüyordum böyle bir ortamı. Girdiğimiz balıkçı restoranında duvarda asılı olan balık ağları ve kurutulmuş balıkların oluşturduğu dekor olağanüstü güzel gelmişti bana. İnsanlar orta yaşın üzerinde, kıyafetleri memura benzeyen kişiler gibiydi kadınlı erkekli tahta masalar ve sandalyelere oturan. Derken müzikler başladı sanat müziğinin en güzel örnekleriydi çalan. İstek almaya başlayınca müzisyenler ben de bir istekte bulunmak istedim. Eşimin bana emanet verdiği cep telefonundan arayarak ona en sevdiği şarkıyı dinletecektim. Başladı şarkımız arıyorum evde yok çalışmak için iş yerine gitmiş oradaki sabit telefonu arıyorum nihayet açtı şarkı bitmeden;
“Şu metrisin önü bir uzun alan,
Bir tek seni sevdim gerisi yalan…”
Dinlettim işte cep telefonu mucizesi idi bu, bizim ilk kez tanık olduğumuz. Yıl Bin dokuz yüz doksan yediyi gösterirken gelen…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir